Çocuk, Genç ve Yetişkinlerle Sanat Terapisi (Teorik ve Uygulamalı Online Atölye)
Sanat terapisinin diğer yöntemlere göre en güçlü yanı...
Devamını oku ->
Çocuğun sağlıklı psikososyal gelişimi için beslenme, barınma ve korunma kadar temel bir başka gereksinim de güvenli bir duygusal bağdır. Çocuk istismarı ve ihmali literatüründe duygusal ihmal; çocuğun sevgi, ilgi, kabul ve sosyal destek gibi temel duygusal gereksinimlerinin yeterince karşılanmaması olarak tanımlanmakta ve çoğu zaman diğer ihmal ve istismar türleriyle birlikte görülmektedir (Taner ve Gökler, 2004; Kütük ve Bilaç, 2017). Fiziksel olarak çocuğun yanında olmak, duygusal olarak erişilebilir ve yanıt veren bir ebeveyn olunduğu anlamına gelmemektedir.
Bağlanma kuramı ve duygusal erişilebilirlik araştırmaları, bakım verenin duyarlı ve ulaşılabilir olmasının; çocuğun güvenli bağlanma geliştirmesi, duygularını düzenleyebilmesi ve yaşam boyu yakın ilişkiler kurabilmesi için koruyucu bir faktör olduğunu göstermektedir (Bowlby, 1988; Biringen, 2000; Yücel ve Tuzcuoğlu, 2021). Öte yandan erken dönem duygusal ihmal; çocukluk ve ergenlik döneminde depresyon ve anksiyete belirtilerini artırmakta, yetişkinlik döneminde ise duygusal yoksunluk şeması, yalnızlık, değersizlik ve ilişkisel sorunlar ile ilişkilendirilmektedir (Young, Klosko ve Weishaar, 2003; Glickman ve ark., 2021; Strathearn ve ark., 2020).
Bu derlemenin amacı, ebeveynin duygusal erişilebilirliği ve duygusal yoksunluğun çocuk, ergen ve yetişkin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini; bağlanma kuramı, duygusal erişilebilirlik ve duygusal ihmal literatürü ile şema kuramı çerçevesinde gözden geçirmek; modern yaşamın ebeveyn-çocuk ilişkisine getirdiği zorlukları tartışmak ve ebeveynler ile ruh sağlığı profesyonellerine yönelik farkındalık ve müdahale önerileri sunmaktır.
Anahtar kelimeler: duygusal ihmal, duygusal yoksunluk, duygusal erişilebilirlik, bağlanma, çocuk ve ergen ruh sağlığı
Çocuk istismarı ve ihmali, fiziksel, cinsel ve duygusal istismar ile fiziksel ve duygusal ihmal boyutlarını içeren, bireysel olduğu kadar toplumsal sonuçları da olan bir halk sağlığı sorunudur (Taner ve Gökler, 2004). Duygusal ihmal ve istismar, görünür bedensel bulgular bırakmaması nedeniyle diğer istismar türlerine kıyasla daha geç fark edilmekte; buna rağmen ruhsal gelişim üzerinde en kalıcı etkilerden bazılarını oluşturabilmektedir (Kütük ve Bilaç, 2017).
Duygusal ihmal, çocuğun sevgi, ilgi, kabul, ait olma ve anlaşılma gereksinimlerinin bakım veren tarafından kronik biçimde göz ardı edilmesi ya da yetersiz karşılanmasıdır. Duygusal yoksunluk ise çocuğun bu temel ihtiyaçlarının yeterince karşılanmaması sonucu iç dünyasında gelişen “kimse beni gerçekten sevemez, anlamaz” yaşantısı ve buna eşlik eden yalnızlık duygusudur (Young ve ark., 2003). Bağlanma kuramına göre çocuk, bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden “Ben sevilebilir miyim?” ve “Dünya güvenli bir yer mi?” sorularına yanıt üretir (Bowlby, 1988). Bu yanıt yalnızca ebeveynin fiziksel varlığıyla değil; duygusal duyarlılığı, tutarlılığı ve erişilebilirliği ile şekillenir. Güvenli bağlanma; bakım verenin duygusal olarak ulaşılabilir, düzenleyici ve yatıştırıcı olduğu ilişkilerde gelişir.
Duygusal erişilebilirlik, ebeveyn–çocuk etkileşiminde hem ebeveynin hem de çocuğun duygusal açıdan birbirine ulaşabilir olmasını ifade eden çok boyutlu bir kavramdır. Biringen (2000), duygusal erişilebilirliği ebeveynin duyarlılığı, çocuğun oyununa eşlik edebilmesi, sınır koyarken aşırı kontrolcü olmaması ve duygusal olarak düşmanca bir tavır sergilememesi gibi boyutlarla tanımlar.
Araştırmalar, ebeveynin duygusal erişilebilirliğinin:
ile pozitif yönde ilişkili olduğunu göstermektedir (Biringen, 2000; Yücel ve Tuzcuoğlu, 2021). Üniversite öğrencileriyle yapılan bir çalışmada, ebeveyne duygusal erişilebilirliğin hem benlik saygısını hem de kişilerarası yetkinliği anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır (Yücel ve Tuzcuoğlu, 2021).
Ebeveynin çocuğunun duygularını fark etmesi, bu duyguları anlamlandırması ve uygun biçimde yanıtlayabilmesi, çocuğa şu temel mesajı iletir:
“Duyguların benim için önemli; sen böyleyken de seviliyor ve kabul ediliyorsun.”
Duygulara tepkisizlik, küçümseme ya da yalnızca davranışa odaklanma ise, çocukta şu tür içsel inançlara zemin hazırlayabilir: “Duygularım yük”, “Böyleyken sevilmem”, “İhtiyaçlarımı göstermemeliyim”. Bu inançlar zamanla duygusal yoksunluk şemasının yapı taşlarını oluşturur (Young ve ark., 2003).
Türkiye’de çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili çalışmalar, duygusal ihmal ve istismarın çoğunlukla diğer ihmal ve istismar türleriyle birlikte görüldüğünü; buna rağmen fark edilmesinin daha güç olduğunu ortaya koymaktadır (Taner ve Gökler, 2004; Kütük ve Bilaç, 2017).
Özellikle 3–10 yaş aralığında çocuk, ebeveyninin duygusal varlığını test etmek için çeşitli yollar dener:
Bu davranışlar çoğu zaman “beni fark et” çağrısı niteliğindedir. Ebeveyn yalnızca davranışı “problem” olarak görüp duygusal içeriği gözden kaçırdığında, çocuk şu üç yoldan biriyle yanıt verebilir:
Uzunlamasına çalışmalar, çocukluk çağı duygusal ihmalinin ergenlikte artmış depresyon ve psikolojik sıkıntı ile ilişkili olduğunu göstermektedir (Glickman ve ark., 2021). Çocuklukta duygusal ihmal bildiren bireylerin; kaygı, özgüven sorunları ve kişilerarası ilişkilerde güçlük yaşama olasılıklarının daha yüksek olduğu bildirilmiştir (Strathearn ve ark., 2020).
Ergenlik, kimlik oluşumunun, akran ilişkilerinin ve özerkliğin öne çıktığı; aynı zamanda ebeveyn yansımalarının hâlâ kritik önem taşıdığı bir dönemdir. Ebeveynin bu dönemde tutarsız, alaycı ya da yalnızca başarıya odaklı bir tutum sergilemesi; ergenin duygularını “abartı” olarak nitelemesi veya yalnızca kriz anlarında devreye girmesi, ergenin kendi değeri ve sevilebilirliğiyle ilgili belirsizliğini artırır. Duygusal ihmal öyküsü olan ergenlerde depresif belirtiler, anksiyete, düşük benlik saygısı ve sosyal geri çekilme riskinin arttığı; akran desteğinin ise kısmen koruyucu rol oynadığı gösterilmiştir (Glickman ve ark., 2021). Bu bağlamda ergenin “Ben değerli miyim, olduğum hâlimle kabul ediliyor muyum?” sorularına verdiği yanıt, ebeveynin duygusal erişilebilirliği ve tepkilerinin tutarlılığı ile yakından ilişkilidir.
Bazı ergenler, ebeveynin duygusal yokluğuna “aşırı uyum” ile yanıt verir; herkesin beklentisini karşılamaya çalışarak kendi ihtiyaçlarını ikinci plana iter. Bazıları ise “kimseye güvenilmez” inancıyla duygusal olarak mesafeli, yakınlıktan kaçınan bir yapı geliştirebilir. Her iki uç da, erken dönem duygusal yoksunluğun farklı yüzleri olarak görülebilir.
Şema kuramında duygusal yoksunluk şeması, bireyin sevgi, ilgi, anlayış ve koruma ihtiyaçlarının hiçbir zaman yeterince karşılanmayacağına yönelik derin ve süreğen bir inanç örüntüsü olarak tanımlanır (Young ve ark., 2003).
Bu şemaya sahip bireyler:
Erken dönem uyumsuz şemalar ile depresyon arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar, özellikle kadınlarda duygusal yoksunluk şemasının depresyonla en güçlü ilişkili şemalardan biri olduğunu göstermektedir (Şahin ve Şahin, 2011). Çocukluk çağı istismar ve ihmalinin uzun dönem sonuçlarını ele alan derleme çalışmalar ise, duygusal ihmal ve istismarın; erişkin dönemde depresyon, anksiyete, travma sonrası stres belirtileri ve sağlık risk davranışlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır (Strathearn ve ark., 2020).
Modern yaşam koşulları, ebeveynlerin çocuklarına sunduğu fiziksel imkânları artırırken; duygusal erişilebilirliği zorlayabilmektedir. Uzun çalışma saatleri, ekonomik kaygılar, şehir yaşamının temposu ve sürekli çevrimiçi olma hâli, ebeveynin zihinsel ve duygusal kapasitesini daraltır.
Çocuğun bakış açısından durum sıklıkla şöyle deneyimlenir:
Duygusal ihmalin fiziksel bulgularla kendini göstermemesi, çoğu zaman ancak çocuk veya ergen ruhsal belirtiler geliştirdiğinde (anksiyete, depresif duygudurum, okul başarısında düşüş, davranım sorunları vb.) fark edilmesine yol açmaktadır (Kütük ve Bilaç, 2017). Bu nedenle hem ailelerin hem de profesyonellerin duygusal ihmal konusunda duyarlılığının artması önemlidir.
Duygusal ihmal ve yoksunluk, “sessiz travma” olarak da tanımlanmakta; özellikle psikiyatrik öyküde açık bir fiziksel ya da cinsel istismar bulunmadığında gözden kaçabilmektedir.
Klinik değerlendirmede uyarıcı olabilecek bazı ipuçları şunlardır:
Türkiye’de yapılan çalışmalar, çocuklarda duygusal ihmal ve istismarın sanılandan daha yaygın olduğunu; bu çocukların depresyon ve anksiyete belirtileri açısından daha yüksek risk altında bulunduğunu ortaya koymaktadır (Kütük ve Bilaç, 2017; Taner ve Gökler, 2004). Bu bulgular, hem koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinde hem de klinik değerlendirmede duygusal ihmale sistematik olarak yer verilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
Duygusal erişilebilirlik, “mükemmel ebeveyn” olmak anlamına gelmez; hataların fark edildiği ve onarıldığı, duygusal temasın tamamen kopmadığı “yeterince iyi ebeveynlik” yeterlidir. Ebeveynler için bazı pratik öneriler şöyle özetlenebilir:
SONUÇ
Ebeveynin duygusal yokluğu, aile fotoğraflarında görünmeyen; ancak çocuğun iç dünyasında derin izler bırakan bir deneyimdir. Çocuklar çoğu zaman iyi beslenmiş, iyi giydirilmiş ve akademik açıdan desteklenmiş görünebilir; fakat içlerinde “görülmeme, duyulmama ve anlaşılmama” duygusunu taşıyabilirler. Çocukluk çağı duygusal ihmalinin; ergenlikte depresyon ve anksiyete belirtileri, yetişkinlikte ise duygusal yoksunluk şeması, ilişkisel sorunlar ve çeşitli ruhsal bozukluklarla ilişkili olduğu giderek daha güçlü kanıtlarla ortaya konmaktadır (Glickman ve ark., 2021; Strathearn ve ark., 2020; Young ve ark., 2003). Buna karşın, ebeveyn–çocuk ilişkisinde duygusal erişilebilirlik ve onarım süreçlerinin geliştirilebilir oluşu, önemli bir umut alanı sunmaktadır.
“Çocuğumun yanındayım” ifadesinin yalnızca fiziksel değil, duygusal bir varlık anlamına da gelmesi; ailelerin duygusal ihmal konusunda farkındalığının artması ve ruh sağlığı profesyonellerinin değerlendirmelerinde duygusal ihmal ve yoksunluğa sistematik olarak yer vermesi, hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığı açısından koruyucu bir işlev görecektir. Çocuklar büyüdüklerinde çoğu zaman ebeveynlerinin tam olarak ne söylediğini değil, onların yanında kendilerini nasıl hissettiklerini hatırlarlar. Görünmeyen yokluğun yerini, görülen, duyulan ve hissedilen bir varlığa bırakması; neredeyse her ilişkisel iyileşme sürecinin temel adımıdır.
Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. New York: Basic Books.
Biringen, Z. (2000). Emotional availability: Conceptualization and research findings. American Journal of Orthopsychiatry, 70(1), 104-114.
Glickman, E. A., Choi, K. W., Lussier, A. A., Smith, B. J., & Dunn, E. C. (2021). Childhood emotional neglect and adolescent depression: A birth cohort study. Frontiers in Psychiatry, 12, 681176.
Kütük, M. Ö., & Bilaç, Ö. (2017). Çocuklarda ve adölesanlarda duygusal istismar ve ihmal. Türkiye Klinikleri Çocuk Psikiyatrisi – Özel Konular, 3(3), 181-187.
Strathearn, L., Giannotti, M., Mills, R., Kisely, S., Najman, J., & Abajobir, A. (2020). Long-term cognitive, psychological, and health outcomes associated with child abuse and neglect. Pediatrics, 146(4), e20200438.
Şahin, N. H., & Şahin, N. (2011). Erken dönem uyumsuz şemalar ve depresyon arasındaki ilişkiler. Türk Psikiyatri Dergisi, 22(2), 75-84.
Taner, Y., & Gökler, B. (2004). Çocuk istismarı ve ihmali: Psikiyatrik yönleri. Hacettepe Tıp Dergisi, 35, 151-158.
Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. New York: Guilford Press.
Yücel, S., & Tuzcuoğlu, A. S. (2021). Ebeveynlere duygusal erişilebilirliğin benlik saygısı ve kişilerarası yetkinlik üzerindeki etkisi. Humanistic Perspective, 3(1), 27-42.